Haber Detayı
26 Temmuz 2026 - Pazar 06:58
 
NATO ANKARA ZİRVESİNDE ALINANA KARARLAR TÜRKİYE İÇİN 15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASININ BİR PANZEHİRİ Mİ?
Hukukçu Akademisyen Prof. Dr. Ömer Adil Atasoy, Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nin ardından kaleme aldığı kapsamlı değerlendirme yazısında, zirvenin sonuç bildirgesinin NATO'nun savunma konseptinde yeni bir dönemin başlangıcını temsil ettiğini ifade etti. Atasoy, Türkiye'nin ittifak içerisindeki stratejik konumunun güçlendiğini, Ankara'nın bölgesel ve küresel güvenlik politikalarının şekillenmesinde daha etkin bir rol üstlendiğini belirterek dikkat çekici tespitlerde bulundu. NATO'nun "NATO:03" olarak tanımladığı yeni güvenlik anlayışının, Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını vurgulayan Atasoy, zirvede alınan kararların yalnızca Avrupa güvenliği değil, Orta Doğu, Karadeniz ve küresel güç dengeleri bakımından da yeni bir dönemin habercisi olduğunu ifade etti.
GÜNDEM Haberi
NATO ANKARA ZİRVESİNDE ALINANA KARARLAR TÜRKİYE İÇİN  15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASININ BİR PANZEHİRİ Mİ?

NATO ANKARA ZİRVESİNDE ALINANA KARARLAR TÜRKİYE İÇİN

15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASININ BİR PANZEHİRİ Mİ?

 

Değerli okuyucu, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye’nin Başkenti Ankara’da yapılan Nato Zirvesinde alınan kararlar ve sonuç bildirgesi ile Nato:02 uygulamasından, Nato:03 uygulamasına geçilmiş olduğu oybirliği ile kabul ve ilan edilmiş bulunuyor.


Nato’nun bir evvelki Nato:02 anlayışı çerçevesinde Nato’nun hedef; düşman ve muhatap belirleyen savunma konsepti ne idi ve kime karşı idi?


Nato:02 Anlayışı, “Demir Perde” yıkıldıktan sonra, Nato’nun “Düşman” tanımlamasında önemli bir değişim yapılması sonucunu doğurmuştur. Sovyetler Birliğinin dağılmasından ve Askeri bir güç olma özelliğini büyük ölçüde kaybetmesinden sonra Nato Savunma Paktı adeta hedefsiz ve düşmansız kalmıştır.


Nato’nun Atlantik Ötesi ve Avrupa’dan oluşan “Medeni Dünyayı” savunma konsepti için yeni bir hedef, muhatap ve düşmanın tanımlanması ihtiyacı doğmuştur.


Nato tarafından “muhtemel yakın tehlike” olarak Emperyalist Batı’nın bir asır evvel parçaladığı, birbirine iyi gözle bakmayan uydu devletler haline getirdiği Türkiye ve Ortadoğu Müslüman toplulukları yavaş yavaş dirilmeye başlamış; Çoğunluğu Müslüman halkların yaşadığı iktisaden geri kalmış Devletler çeşitli alanlarda iktisadi, kültürel ve askeri iş birlikleri oluşturmak konusunda önemli bir ilerleme ve varlık göstermeye başlamışlardır. Medeni Batı ve Nato’yu yaratan güçlerin dizayn ettiği Ortadoğu Devletlerindeki gelişmelere yeni ve kalıcı bir şekil verebilmenin adı ve uygulama şekli olarak Nato:02 konsepti formüle edilerek yürürlüğe konmuştur.


Nato:02 Konseptinin gizli olmayan kibar adı ve söylemi “Nato Bölgesini ve Dünya Barışını Olumsuz Etkileyen Terör Örgütlerine Karşı Korumak” şeklinde ortaya konmuştur. Türkiye başta olmak üzere Orta Doğu; İç Asya ve Kuzey Afrika’nın “az gelişmiş ülke” yaftası ile yaftalanan ve Batılı Devletlerce sömürülen ülkeleri; üzerlerine bir de “İslamofobiya  kreması” sürülerek, “Terörist Üreten Muhtemel Düşman Ülkeler” olarak muhatap alınarak güçsüz ve etkisiz hale getirilebilmek için görünür ve görünmez operasyonlar ile etkisizleştirilmeye, Nato Paktı içerisinde yer alan Amerika ve Batılı Devletlerce doğrudan veya kiralanan ve silahlandırılan “Vekil Güçler” vasıtası ile tabir caizse “terbiye  edilmeye”; Müslüman  halklar birbiri ile çatıştırılarak ülkeler iç çatışmalar ile  güçsüz hale getirilmeye çalışılmıştır.


Amerika, Nato Üyesi Avrupalı Devletler ve İsrail Gizli Servislerinin güdümü ile Türkiye’de etnik ve inançsal kimlikler üzerinden ayrışmaların ortaya çıkmasını sağlayıcı terör yapılanmasının açık ve gizli olarak desteklenmesi suretiyle aynı Devletin Vatandaşı Kardeşler arasında suni çatışma olayları ile karşı karşıya bırakılmıştır.


Bu uygulamaların en önemli, sinsi ve şiddetli olanlarından biri 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de acı bir ibret tablosu olarak yaşadı. Türkiye’de Resmi ve Özel Kurumlar; Türk Güvenlik Güçleri ve Silahlı Kuvvetler içerisine yerleştirilmiş olan sinsi ve aldatılmış güçler ve kişiler dış destekli bir merkezden koordineli bir şekilde yönetilerek ve yönlendirilerek Türkiye Cumhuriyeti’nin Demokratik Nizamına ve Askeri Güçlerine, Kolluk Kuvvetlerine, Yasal Organlarına karşı silahlı bir kalkışma başlattılar.


Bu menfur kalkışma, Demokrasiye bağlı Türk Milletinin karşı duruşu ve bizzat mukavemeti ile tesirsiz hale getirilerek, canlarını feda eden Aziz Şehitlerimiz ve Gazilerimiz tarafından Türk Tarihe şanla yazılan 15 Temmuz 2016 Demokrasi Destanını hediye edilmiştir.


Bu tarihi ve  ibret alınması gereken “Destansı  Günlerin” seneyi devriyesinin arifesinde; 7-8 Temmuz 2026 Tarihinde Nato Zirvesinin Türkiye Cumhurbaşkanının Ev Sahipliğinde Türkiye’de toplanması  ve bu Tarihi Zirvenin Nato:03 Konsepti dahilinde oluşturduğu yeni  müttefiklik anlayışı; yaşanan, değişen ve gelişen dünya dengeleri çerçevesinde yeni bir bakış açısının Nato Savunma Anlayışında önemli gelişmelerin ortaya çıkmasına bağlı olarak Türkiye’yi ve bölgemizdeki halkı Müslüman Ülkeleri birinci derecede ilgilendiren önemli  kararların alınması sonucunu doğurmuştur.


Türkiye’nin, bulunduğu bölge ve Sahibi olduğu Nato Üyeliğinin, Nato Savunma Paktı içerisinde ayrı ve istisnai bir konumu olduğunu hatırlamamız gerekmektedir. Türkiye Üst Yönetimi, bu çalkantılı ve mücadelelerle geçen zor dönemde; “Batıdan” kopmadan, Amerika ve Nato Üyesi Batılı Devletlerin; Türkiye ve Bölgedeki Halkı Müslüman olan Devletleri zımni olarak “Düşman Tanımlanması” ve bu şekilde bir Nato:02 Savunma Konsepti oluşturulmasının yanlışlığını ortaya koymaya çalışmıştır. Nato’nun yanlış uygulama ve politikaları açık seçik ortaya konularak Nato’nun karar alıcı başlıca Devletleri ve Hükümetleri ikna edilmeye çalışılmıştır.


Türkiye’nin ulaştığı ekonomik gelişmişlik düzeyine, bilim ve teknolojiyi kullanma gücüne dayanarak; maruz kaldığı ve Nato Üyesi Dost Devletlerin! Uyguladığı ambargolar karşısında kendi savunma ihtiyaçlarını karşılama çabaları;  “Savunma Sanayinde” ortaya koyduğu gelişmeler, Türk Savunma gücünün modern savaş teknik ve uygulamasında getirdiği yenilikler ve bütün bu gelişmelere bağlı olarak Gazze ve Filistin’de Amerika Başkanı ve Bölge Ülkelerinin dahil olduğu “Çoklu Antlaşma” çerçevesinde varılan mutabakat ile Gazze’de “İsrail’in çatışmasızlık konusunda” bir ateşkes ve  barış programına  uymak zorunda bırakılması; Ortadoğu Bölgesinin en eski kadim Devletlerinden Müslüman İran’a  Karşı Amerika’nın İsrail ile birlikte başlattığı savaşın durdurulması konusunda sarfedilen çabalar; “Ortadoğuda  Barışı Sağlayıcı Arabuluculuk Girişimleri” bu aktif  ve savaş önleyici  çabaların en görünür örneğini teşkil etmiştir.


Amerika Başkanı Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Etimesgut Hava Limanındaki sıcak ve dostane karşılamasından sonra “Külliyedeki Basın Toplantısında” Başkan Trump, alabildiğine sevecen, iltifatkar ve yüzü gülerken, hemen yan tarafındaki üçlü divanda sıralanmış olan Kurmaylarının yüzleri pek karanlık, suratları oldukça asık ve sert, endişeli bir görünüm sergiliyor olmaları objektiflere yansımıştır.


Başkan Trump Erdoğan’a karşı, gelmeden önce yaptığı dostluk ve müttefiklik konusundaki müjdeli açıklamalarını destekler mahiyette; “Müttefikler ve dostlar arasında ambargo ve kısıtlamaların olmayacağını belirterek, Türkiye’ye karşı uygulanan müeyyidelerin zaman içinde tamamen kaldırılacağı” açıklamasını yapmaktan kaçınmamıştır.


Trump’ın yanı başındaki divanda dizilmiş vaziyette oturan Kurmay üçlüsünün iç dünyalarında belli ki Trump’ın gülen mültefit yüzünün saklamaya yetmediği gizli ve henüz açığa çıkmamış kötümser bir planın ağırlığı ve gerginliği yansıyordu.  Öyle de olduğu anlaşıldı.


Trump Nato Zirvesinin yapılacağı ikinci gün sabahı Nato Genel Sekreteri ile gerçekleştirilen basın toplantısında, Türkiye Cumhurbaşkanına karşı gösterdiği güler yüzü; iyi, sevecen insan “Bonne Home” rolünü ve görünüşünü bir maske gibi yüzünden çıkararak İran’ın “Hürmüz’den Belirlenen Güvenli Geçiş Şartlarına Uymayan” gemilere karşı uyguladığı uyarı atışlarını bahane ederek derhal İran’a misilleme saldırısı yapılması emrini verdiğini açıkladı. Böylece Ankara’da Nato Zirvesinin toplandığı tarihi günde “3. Dönem İran Savaşını” yeniden başlatmış oldu.


Başkan Trump ile yapılan ikili basın toplantısında Nato Genel Sekreteri: Avrupalı Nato üyelerinin İran Savaşında Amerika Silahlı Kuvvetlerini desteklediklerini belirterek Trump’ın Avrupalı devletlere karşı öfke ve kızgınlığını bir nebze azaltabilmek için şu ibret verici açıklamayı yapmak durumunda kalmıştır:


Sayın Genel Sekreter, adeta “kahramanlığını arz etmek için sirkatini söyleyen kabadayı” misali “Sayın Başkan, Nato’ya dahil askeri üs ve hava limanlarından İran’a karşı 5000 (beş bin) hava saldırısı yapıldı. Bu imkan Avrupa’daki dost ülke hava limanlarından sağlandı. Birkaç üye ülkenin ise hava limanlarını İran saldırılarına karşı açması için münasip şekilde ikna edilmeleri gerekiyor” şeklinde Trump’ı yumuşatıcı bir açıklamada bulundu.


Trump, İran’ı sevmediğini, İranlı müzakereci muhatapların sözlerinde durmadıklarını; henüz Hürmüz’de güvenli bir geçiş için kati bir anlaşılmaya varılmadığı şeklinde belirsiz ifadeler kullandıklarını; Mutabakat antlaşmasında belirtilen: Hürmüz’den ticari gemilerin serbest geçiş hakkına uymayan davranışları nedeniyle karşılık vererek İran’da tespit edilen hedefleri bombaladıklarını ve bu durum karşısında savaşın devam edeceği açıkladı.


Başkan Trump’ın Ankara Nato Zirvesinin bir önceki günü ile 2. günü sabahı Nato Genel Sekreteri ile yaptığı basın toplantısında ortaya koyduğu üslup çok daha şahin, agresif ve savaşı destekleyen bir ifade olarak ortaya çıktı. Bu bir günlük fark nereden ve nasıl ortaya çıktı diye düşünmek ve bir anlam vermeye çalışmak gerekiyor.


Trump, aralarındaki bazı anlaşmazlıklara rağmen İsrail Başbakanı Netenyahu’yu sevdiğini; aynı zamanda Başkan Erdoğan’ı da sevdiğini, Erdoğan’ın iyi işler çıkardığını açıkladı.


Netenyahu konusunda yumuşayan, yaptıklarını anlayışla karşıladığını belirten Trump, Nato Zirvesine katılan Üyelerde hakim olan barış havasını bir anda ortadan kaldıran, İran ile nihai antlaşma zeminini tehlikeye sokan ifadelerde bulundu.


Trump, kendisine İran tarafından suikast düzenlenme ihtimalinin bulunduğunu açıklamak suretiyle hayati tehlike içerisinde bulunduğunu ve İran tarafından hazırlanan suikast listenin en başında olduğunu belirtti.


Bu durum dün ile bugün arasındaki bir gece içerisinde nasıl gerçekleşti? Amerika’da ve Avrupa’da baskılarını artıran ve lobi faaliyetlerini can havli ile artırarak sürdüren Netenyahu’nun harekete geçirdiği Siyonist odaklar tarafından Başkan Trump’ın bir “Ankara Gecesinde” şantaj ve hayati tehlike uyarısına maruz kaldığı izlenimi ve görünümü ortaya çıktığı söylentileri ortalıkta dolaşmaktadır.


İran bu yeni saldırılar karşısında, savaşın başında tertiplenen bir suikast sonucu aile konutunda aile bireyleri ile birlikte şehit edilen İran Lideri Ayetullah Ali Hameney’in Cenaze merasimine dahi saygı duymayan bir anlayış ve düşmanlıkla yeniden başlatılan savaşın yok eden kaba gücüyle karşılaşmış oldu. Halbuki Trump bir önceki gün İran hakkında yaptığı açıklamalarda “Ayetullah Ali Hameney’in cenazesinde İran Halkının onun arkasından ağladığına şaşırdığını; İran Halkının Hameney’den nefret ettiklerini sandığını” belirtmiş idi.


Amerika Başkanı Trump, “Körfez’de benim dediğim olacak. Ya başınızı eğecek siniz ya da ben başınızı eğmeyi size öğreteceğim” diyerek, ortak bir mutabakatla ara verilmiş ve müzakereye açılmış barış şartlarını geçersiz hale getirerek, savaşı Ankara’dan ayrılmadan yeniden başlatmış oldu.


İsrail kaynaklı bir haber sızdırma sonucu, İran tarafından Başkan Trump’a suikast planlandığı iddiasının Amerika Gizli Servisince de ciddi olarak değerlendirilmesi üzerine   Başkan Trump’ın Nato Zirvesi sonrası Ankara’dan ayrılırken uçak değiştirme senaryosu, İran’a karşı ortaya konulan sert tutumu ve Trump’ın savaşı yeniden tırmandırmaktan yana ortaya koyduğu tavra haklı bir gerekçe oluşturma çabası olarak algılanmış bulunuyor.


SONUÇ

Sonuç olarak, Ankara Nato Zirvesi ev sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın Ankara Nato Zirvesinin kapanış konuşmasında Nato için: “Nato, birbirine güvenen ve dayanışma içinde olan müttefiklerin topluluğudur” şeklinde ortaya koyduğu tanım önem kazanmaktadır. Bundan sonrası için önemli olan, Nato’ya dahil Üye Ülkeler tarafından bu tanımın içinin müttefiklik ruhuna uygun olarak doldurulabilmesidir.


Nato:03 Konsepti içinde Ankara Nato Zirvesinde alınana kararlar; Nato’nun, Türkiye ve Bölge ülkeleri kapsamında Nat:02 anlayışı ile gerçekleştirdiği olumsuz uygulamalarının adeta bir “Panzehiri” olma özelliği kazanması anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Umarız ve bekleriz ki ortaya çıkacak uygulamalar Batının her zaman kendine ait bir özellik olarak kabul edilegelen çifte standart uygulamalarının da sone ereceğine dair bir değer ve anlam kazanır.


Nato:03 Ankara Zirvesinin “Sonuç Bildirgesinde” Nato ve Avrupa’nın güvenliği için önemli ve yakın tehlike oluşturan hedef ve muhatap; Rusya olarak belirlenmiş bulunuyor. Medeni Avrupa’nın sınır komşusu Ukrayna’ya karşı başlatmış olduğu savaş, işgal ve sürdürmekte olduğu saldırılar nedeniyle Atlantik Ötesi + Avrupa Ortak Savunma Paktı Nato için birincil yakın tehlike ve düşman olarak “Rusya” hedef ve muhatap düşman olarak gösterilmiş ve ismen bildirgede açıklanmış bulunmaktadır.


“Nato Sonuç Bildirgesinde” yer alan “İran Nükleer silaha sahip olamaz” şeklinde Başkan Trump’ın diline pelesenk olarak yerleşmiş ve her fırsatta tekrar ettiği cümlenin, Nato Zirvesine katılan Üyelerin Başkan Trump’ın Avrupa’yı yarı yolda bırakmaması için Nato’nun baş tedarikçisi ve şu andaki fiili durum itibariyle yeri doldurulamayacağı anlaşılan Amerika’ya ve Başkan Trump’a verilen “Kurumsal bir rüşvet” niteliği taşıdığını görmek yanlış olmayacaktır.


Görünür ilk yakın tehlike ve Avrupa güvenliği bakımından muhatap ve düşman Rusya olarak açıklanmış olmasına rağmen “Nato:03 Konsepti” çerçevesinde “Nihai Bildirgenin” açıklamaktan kaçındığı asıl küresel tehlikenin; Asya’nın doğusunda bir heyula ve karabasan gibi yükselen ve Batılı Medeni Dünyaya karşı etki alanını genişleten asıl tehlikenin “Çin” olduğu gören gözler için gizli değildir. Nato:03 Anlayışında, “Nihai Bildirgede” açıkça ifade edilmeyerek, sukutla geçilmiş, kayda geçmemiş gerçek tehlike ve düşmanın “Çin” olduğu yazılı olarak ifade edilmemiş olsa da saklanması, gizlenmesi mümkün değildir. 


Öyle anlaşılıyor ki Başkan Trump Nato Ankara  Zirvesi vesilesiyle kendisine Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından  vaki davet için memnuniyetini belirtir ve “Türkiye’ye zeytin dalını uzatırken” Türkiye’nin, Nato Ailesi içinde güçlü bir Devlet olarak hem Nato Avrupa’sının güney doğu kanadında İsraile rağmen kendi yerini dolduracak savaş yeteneği ve savunma gücü olan bir müttefik ve dost yaratmak istiyor; hem de Türkiye’nin son Ankara Nato Zirvesinde açıkça ortaya koyduğu düzenleyici  çağdaş gücünü ve dostları nezdinde  kazanmış olduğu itibarı; uygulamaya özen gösterdiği dengeli dış siyaset  ve bölgesinde oluşturduğu barışçı ve dayanışmacı güç birikimini: Orta doğudaki Müslüman Ülkeleri; başta Pakistan, Körfez Ülkeleri ve hatta Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini, Amerika’nın hızlı bir şekilde çekilmek zorunda kaldığı Afganistan’ı ve Asya’nın güneyinde Endonezya’yı da içine alacak şekilde uyumlu bir blok  oluşturarak Çin’i  batısından ve güneyinden kuşatmayı, yayılmacı gücünü sınırlandırmayı düşünüyor ise Nato:03 konseptinin Amerika ve Türkiye açısından daha önemli bir anlam kazanacağını söyleyebiliriz.

 

Avrupa’nın doğusunda böyle bir sağ duyu ve barış bloku oluşumu bize göre Çin açısından da olumlu, önemli ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler geliştiren güvenilir bir oluşum olarak değerlendirilmelidir. Türkiye gibi adil serbest ticareti; dengeli, barışçı ve birbirini tamamlayıcı kazan-kazan anlayışını benimsemiş; insani değerlere, yaşam hakkına saygılı bir “Orkestra Şefinin” önderliğindeki böyle bir blokun dengeleyici ve koruyucu kalkanı altında, Amerika’nın bencil, sömürgeci, tek taraflı dayatmalarına karşı güvende olmak, Çin halkı ve Yöneticileri için de tercih edilebilir bir uluslararası komşuluk ilişkisinin ortaya çıkmasını sağlayabilir.

 

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN
https://bncmedyahaber.com/yazar-amerika-iran-barIs-antlasmasInda-netenyahu-catlagI-1293.html

Kaynak: Editör:
Etiketler: NATO, ANKARA, ZİRVESİNDE, ALINANA, KARARLAR, TÜRKİYE, İÇİN, , 15, TEMMUZ, 2016, KALKIŞMASININ, BİR, PANZEHİRİ, Mİ?,
Yorumlar
Haber Yazılımı